Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Politikalar Merkezi Başkanı Siyaset Bilimi ve Uluslarası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sözen, Doğu Akdeniz’de yaşanan doğalgaz ve sondaj gerginliği ile tarafların birbirlerini suçlama oyunu üzerinden süreci değerlendirdi.

Sözen, Türkiye’nin sondaj çalışmalarının bir taraftan Kıbrıslı Türklerin adanın etrafındaki doğal kaynaklarda var olan haklarına, bir taraftan da Türkiye’nin kara sularından kaynaklanan haklarına bağladığını söyledi

Kıbrıs Rum tarafının da kendine göre bu konuda “rasyonel” bir yol haritasının olduğunu vurgulayan  Sözen, tüm bunlarla ilgili uluslararası hukukun da resmi bir şekilde kullanıldığını ifade ederek, her iki tarafın da argümanlarını bu şekilde desteklediğini kaydetti

Sözen, “Kıbrıs Rum tarafı bu konuda kendisinin de imzacı olduğu Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini öne çıkarırken, Türkiye ise bunun dışındaki uluslararası hukukun kural ve emsallerini öne çıkarmaktadır” dedi

Sözen, hiç istenmemesine rağmen tarafların bugün izledikleri politikalar devam ettiği sürece bu bölgede bir çatışmanın da söz konusu olabileceği uyarısında bulundu

Deniz ABİDİN-YENİBAKIŞ

Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Politikalar Merkezi Başkanı ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Sözen, Doğu Akdeniz’de yaşananları ve Türkiye’nin adada sondaj çalışmalarına başlamasını anlamak için konuya sadece tek taraflı siyaset çerçevesinden bakılmaması gerektiğini belirtti.

“Sondaja daha geniş çerçeveden bakmak lazım”

Bu bölgede atılan adımların sadece uluslararası hukuka ne kadar uygun olduğu ya da sadece real politika denilen jeosatratejik çıkarlar açısından bakılmasının yanıltıcı olabileceğini söyledi. Sözen, sondaj çalışmalarına daha geniş çerçeveden bakmak gerektiğine dikkat çekerek, Türkiye’nin kendi bölgesi içinde bu konuda politikalarını belirleyen bir “rasyonel” yol haritası bulduğunu kaydetti. Sözen, Türkiye’nin sondaj çalışmalarının bir taraftan Kıbrıslı Türklerin adanın etrafındaki doğal kaynaklarda var olan haklarına, bir taraftan da Türkiye’nin kara sularından kaynaklanan haklarına bağladığını söyledi. Benzer bir şekilde, Kıbrıs Rum tarafının da kendine göre bu konuda “rasyonel” bir yol haritasının olduğunu vurguladı.  Sözen, tüm bunlarla ilgili uluslararası hukukun da resmi bir şekilde kullanıldığını ifade ederek, her iki tarafın da argümanlarını bu şekilde desteklediğini kaydetti. Örneğin, taraflar izledikleri politikalarını desteklemek babında, Kıbrıs Rum tarafı bu konuda kendisinin de imzacı olduğu Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini öne çıkarırken, Türkiye ise bunun dışındaki uluslararası hukukun kural ve emsallerini öne çıkarmaktadır.

“Uluslararası hukukla bağdaşmayan yanı yok”

Sözen, sondaj çalışmasının uluslararası hukukla bağdaşmayan bir yanının olmadığını belirterek, uluslararası hukukun seçici olarak alınan ilgili kurallarını Türkiye’nin bugün attığı adımlarla uyumlaştırdığını söyledi. “İki taraftan birinin bu benim yüze yüz hakkımdır ya da bu senin yüzde yüz hakkındır deme durumu yoktur”  diyen Sözen, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de gerek uluslararası hukukun, gerekse siyasetin kendine uyan taraflarını seçici bir şekilde alarak, “ben Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal hükümetiyim. Bu devlette egemenlikle ilgili kararlarını kullanarak ben veriyorum” dediğini anımsattı. Prof. Sözen, burada hakkaniyetin göreceli bir durum olduğunu ve tarafların bunu kendine göre esnettiğini belirterek, hiç istenmemesine rağmen tarafların bugün izledikleri politikalar devam ettiği sürece bu bölgede bir çatışmanın da söz konusu olabileceğini söyledi.

“İki taraf birbirini suçlama pozisyonuna girdi”

Sözen, şöyle devam etti, “Crans Montana sonrası iki taraf da kendi pozisyonunu sağlamlaştırmak için birbirini suçlama pozisyonuna girdi. BM’nin müzakerelerin çöküşünün ardından  taraflara sorumluluğu bölüştüreceği belliydi. Nitekim Eide’nin geçtiğimiz günkü açıklamasında, başarısızlığın iki taraftan, daha doğrusu “tüm taraflardan” kaynaklandığını çok net bir şekilde söylediğini görüyoruz.  İki tarafın yaptığı resmi açıklamalara bakıldığı zaman iki tarafın kendi pozisyonunu sağlam tutmak için uluslararası toplum nezdinde sorumluluğu diğer tarafa yüklemek için yapılan açıklamalardır.”

“Milliyetçi unsurların eli güçleniyor”

Sözen, tarafların diğerini suçlama oyununa başvurmalarının hiç sağlıklı olmadığını, çünkü bunun iki taraf arasında halihazırda var olan güvensizliği daha da derinleştirdiğini söyledi. Sözen, toplumlar birbirine güvenmekte zorluk çeken iki toplumun liderlerinden bu gibi açıklamalar duyduğu zaman iki taraftaki milliyetçi unsurların elinin güçlendiğini kaydetti.

“Seçimler barış sürecini kötü etkileyecek”

Sözen, son günlerde tarafların yaptığı açıklamaların çözüm ve uzlaşma sürecine balta vurduğunu ifade ederek, Güney’de yapılacak olan seçimden önce Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bir şeyler çıkacağını beklemediğini belirtti. Sözen, Güney’deki seçimlerin var olan sıkıntılı barış sürecini daha da olumsuz etkileyeceğini kaydetti. Dünyanın bir çok yerinde seçimlere bakıldığı zaman seçime giren siyasetçilerin her zaman milliyetçilik kartı oynadığını belirten Sözen, bunun çok rahat bir şekilde Güney’de de görüldüğünü söyledi. Sözen, Anastasiadis’in bugün yaptığının bundan farklı bir şey olmadığını belirterek, Anastasiades’ten seçim süreci sırasında “barış güvercini edasıyla Kıbrıs konusunda bir şeyler söylemesini beklememek gerekir. Ben bu seçim sürecinde ortamın daha da gerileceğini düşünüyorum.  Kıbrıs konusu kapandı, BM parametreleri geçersiz gibi düşüncelere ise kesinlikle katılmıyorum. Ortada BM parametresi diye bir şey yoktur. Ortada Kıbrıs Türk ve Rumların ortak şekilde kabul ettiği geleneksel parametreler vardır. Yani iki toplumun onayıyla belirlenen parametreler vardır. Bunlar da iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyondur. Bu Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak parametreleridir ki 1977 Denktaş-Makarios , 1979 Denktaş-Kiprianu Doruk Anlaşmalarına dayanır. Bunları BM koymadı. O nedenle,  özellikle Türkiye tarafından yapılan beyanatlarda kastedilen bu parametrelerin ortadan kalkmasıysa, bunun zor olabileceğini düşünmekle birlikte, ancak yerine yeni konacak parametrelerin ancak ve ancak tarafların ortak iradesi ile olabileceğini düşünüyorum. Bir başka değişle, önümüzdeki süreçte, müzakerelerde yeni parametreler oluşacaksa, bu ancak iki tarafın da kabul edeceği parametreler olması gerekir” diye konuştu.

“Bu çok bilinmeyenli bir denklem”

Sözen, bugün Türk tarafının  parametrelerin anlamsız olduğunu düşünebileceğini ifade ederek,  konfederasyon ya da iki ayrı devlet parametreleri üzerinden müzakere edilsin argümanını öne çıkarabileceğini kaydetti. “Ancak, bunu Rum tarafına kabul ettirebilir misiniz?” diye soran Sözen, “bunun kabul edilemeyeceği ortada” dedi. Benzer bir şekilde, “eğer Rum tarafı, federasyon parametreleri uygun değil, üniter devlet parametreleri bağlamında müzakere edelim dese, bunu Türk tarafı kabul eder mi?” diye vurguladı. Sözen, bu bağlamda, Kıbrıs’ta parametreleri değiştirmenin kolay bir şey olmadığını ifade ederek, “bu neredeyse imkansızdır” dedi.  Sözen, Kıbrıs Rum tarafındaki Şubat seçimlerinden sonra “bir başka bahar” denilen durum yeniden oluşup oluşamadığının garantisinin olmadığını söyledi. “Bu çok bilinmeyenli bir denklem” diyen Sözen, Kıbrıs Rum ve Türk tarafının ve garantör ülkelerin yeni dönemde olası bir müzakere sürecine gösterecekleri tepkinin önemli olduğunu kaydetti. Sözen, BM’den yeni bir müzakere sürecini zorlaması bağlamında bir şey beklemenin ise biraz saflık olacağı anlamına geldiğini işaret ederek, “BM’nin böyle bir mandası, böyle bir yetkisi yok. BM’nin Kıbrıs’taki misyonu “iyi niyet misyonudur”. İki taraf sizi davet ederse siz BM olarak bu işe girersiniz. BM’nin tek başına inisiyatif alıp Kıbrıs’ta müzakere süreci başlatma gibi bir yetkisi yoktur. BM bu yetkiyi iki toplumun liderinin ortak rıza ve davetinden alır. Tekrar müzakereler başlayacaksa iki liderin rızasının olduğu ve BM’yi müzakere sürecini “kolaylaştırıcı” rolünü kullanmaya davet ettiği zaman başlayabilir. Seçilen liderle Kıbrıs Türk lideri, BM genel sekreterini davet edip, biz müzakerelere hazırız tekrar bir süreç başlatın diyecekler mi? Bunu göreceğiz” şeklinde konuştu.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir